Anasayfa / Deprem / “KENTLEŞMEDE JEOLOJİ” DEN “YAPILAŞMADA JEOTEKNİK”E

“KENTLEŞMEDE JEOLOJİ” DEN “YAPILAŞMADA JEOTEKNİK”E

“KENTLEŞMEDE JEOLOJİ” DEN “YAPILAŞMADA JEOTEKNİK”E

İnsanın varlığını sürdürebilmesi için ihtiyaç duyduğu fiziksel koşullarını belirleyen doğa kendisinin şekillenme süreci içerisinde dışardan yapılan müdahale şartlarını da kendisi sunmaktadır. Bu durum Jeoloji ilminin fark edilmesine neden olmuştur. Çünkü insanlar yaşam alanlarını belirlerken doğanın tavsiyelerine uyulmazsa zorlamalarına muhatap olmuştur. Bu durum yerleşim alanlarının belirlenmesinde jeoloji ve morfolojik yapıyı bilmeyi gerektirmiştir. Gelişen teknolojinin yapılardaki karmaşıklığın artırması ve kentleşme süreci, kentleşmede jeolojiden sonra direk bina bazında da yeryüzü şekillenmesinin devam ettiği süreçte üzerine kondurulan her türlü yapının doku uyuşmazlığına uğrayıp zarar görmemesi için jeolojik yapının sunduğu doku bütünleşmesini sağlayan unsurları tespit edilmesi yani zeminin fiziksel parametrelerinin belirlenmesi ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Ne yazık ki bunu fark etmemiz ülkemize çok pahalı mal olmuştur.

MESLEKTAŞLARIM

Sevgili meslektaşlarım, bu yazımdaki amacım bir hikaye anlatmak değil zemin etüt uygulamasının ve sonuçlarının başladığı günden bugüne kadar ki süreçte geldiği kalite ve kapasite yönünden analizini yaparak; bu günden sonraki uygulamalarda daha etkin ve verimli  olması için herkesin verebileceği katkının artırması noktasında dikkat çekmektir.

Bu uygulama kurumsal olarak hiç ortada yokken, nasıl başladığı ve nasıl şekillendiğinin özeti şu şekildedir:

Yıl 1991, Türkiye’nin hiçbir kurumunda jeoteknik etüt uygulaması yapılmıyor, konuyla ilgili ne mevzuatta ne de yasa ve yönetmeliklerde yer verilmemiş. Sadece plan esaslı gözlemsel jeolojik etüt raporu mevcut. O da 7269 sayılı yasa gereği afete maruz alanları tespit edip plan dışı tutmak için uygulanıyor ve Afet İşleri Genel Müdürlüğü ile İller Bankası Genel Müdürlüğü kontrolünde yürütülen bir uygulama olarak karşımıza çıkıyor. Yerleşime açılan alanlarda zemin, temel yapının bütünleştirilmesi, dolayısıyla yapının güvenliği ile ilgili bir noksanlık olduğu maalesef fark edilmemiş. Böyle bir ortamda Yenimahalle Belediyesi konu üzerine bir çalışma yürütmüş, sonrasında o güne kadar hiçbir kurumun yapmadığı Kentleşmede Jeolojinin önemini ortaya çıkaracak bir panel yapmaya ihtiyaç duymuştur. Bu panele üniversiteler dahil ilgili bütün kurum ve kuruluşların katılımlarının sağlanması yönünde önemli bir çaba yürütmüştür.

GENEL BEKLENTİLER NE DERECE KARŞILANIYOR !

Genel beklentiler karşılanmakla birlikte İnşaat Mühendisleri Odası ve ODTÜ’den bazı hocalar panele katılımı reddetmişlerdir. Belki de o reddedişler yaşanmasaydı 1991-1999 yılları arasında 8 yıl boyunca Marmara Bölgesinde üretilen yapı stokunun önemli bir bölümünde yıkım olmayacaktı.

İMO ve ODTÜ ‘nün katılımıyla, zemin etüdü uygulamasında daha güçlü bir irade oluşturulmasındaki katkısı, deprem bölgesindeki belediyelerin bu yöndeki denetime geçmelerini sağlayacaktı. Bu yıkımların yasal sorumluluğu bazı müteahhitlerin üzerine kaldıysa da; vicdani ve asıl sorumluluğun akademisyenlerin ve teorisyenlerin olduğunu da ayrıca ayrıntılı bir şekilde bir başka başlık altında anlatmam gerekecektir. Söz konusu panel, yapılaşmada Jeotekniğin değil! Geotekniğin ve jeoloji değil inşaat biliminin konusu olduğu gerekçesi öne sürülmüş olup bu da ayrıntılı olarak ayrı bir başlık altında değerlendirilecektir. Pilavı ben yapıyorsam pirinci de ben yetiştiririm mantığının ne kadar yersiz ve zararlı olduğu konusuna da yer verilecektir.

Pek çok yasal, idari, teknik olumsuzluklar altında; Belediyemiz yapılaşmada jeolojinin önemini ve gerekliliğini anlatan paneli gerçekleştirmiş. Sonrasında risk ve sorumluluk alarak jeolojik etütler şubemizi kurup parsel bazında direk statik projeye veri olacak ve yapının zemine güvenli bir şekilde oturtulmasını sağlayacak Zemin Etüt uygulamasına geçmiştir. Panelde deprem gerçeğinin net bir şekilde vurgulanmasına rağmen, 1999 Marmara depremine kadar çevredeki birkaç küçük belediyenin ilgisini çekmesi dışında kapsamlı bir yayılma gözlenmemiştir. 1999 yılında büyük Marmara Depremi ve ardından meydana gelen Bolu depremi ne yazık ki ülkemize büyük acılar yaşatmıştır.

GERÇEK SORUMLULAR KİM ?

Gerçek sorumlular o günden sonra televizyondan ayrılmayan akademisyenler, teorisyenler ve uzmanların önemli bir kısmıdır. Bir deprem ülkesinde o güne kadar konuyla ilgili tek bir panelin yapılması ve onun da bir ilçe belediyesi tarafından yapılmış olması acı bir tablodur.

Belediyemizde başlatılan uygulamanın Temmuz 1992 tarihli Jeoloji Mühendisleri Odası dergisinde yayınlanmasına rağmen; genelleştirilmesine katkı oluşturulamamış ve deprem bölgesinde yapının korunmasının kat sayısının azaltılmasıyla sağlanabileceği düşüncesiyle hareket edilmiştir. Bunun gibi mühendislik dışı bir uygulamanın uzun süre bölgede canlı tutulması; üstelik bir betonarme binanın ömründen daha uzun süre bu bölgede deprem olmayacağı bilindiği halde uygulamaya devam edilmesi kabul edilemeyecek bir durumdur.

Daha da önemlisi, bu yazının şekillenmesine sebebiyet veren en önemli unsur şudur; 1991 yılından bu yana aradan geçen 23 yıla rağmen bu durumun gelişiminin ve yerleşiminin yeterince sağlanamaması ve bu konuda oluşan bilgi, birikim ve bilincin analizi yapılması ihtiyacı oluşturmuştur.

Görülen o ki, zemin etüdü yapılmasında uygulanabilir ve kullanılabilir yöntemler, formüller, tablolar, sınıflandırmalar v.s oluşturulmadığı; niteliğin değil niceliğin arttığı (arazide ölçü, ofiste evrak düzenleme) dolayısıyla çoğunlukla zemin emniyetine indirgenmiş  bir çalışma şekline dönüşmesi! başka meslek gruplarının da doğrudan müdahalesine neden olmuştur. Bu konu da teknik detaylarıyla birlikte ayrı bir başlık altında değerlendirmeye muhtaçtır ve yapılacaktır. Zemin etüt uygulamasını kurumsal bazda başlatan ve uygulayan bir belediye olarak bugün gelinen noktada, sorumluluk bilinciyle bazı tespit ve değerlendirmelere ihtiyaç duyularak, ilgili kamuoyunun dikkatlerine sunmak istemekteyiz.

SONUÇ OLARAK

Uygulamanın yasal, idari ve teknik boyutu bundan sonraki yazılarla ayrıntılı bir şekilde değerlendirmeye tabi tutularak, bir ortak aklın oluşturulması; dolayısıyla kalitenin artırılması noktasında ilgili herkesin ve her kesimin bir çaba içerisine girmesi hedeflenmektedir. Mühendislik bilincinin oluşmadığı ve/veya kaybolduğu, ayrıca branşlaşmanın olmamasının uygulamada oluşturduğu aksaklıklar! YÖK ile İdari ve Yönetmelik boyutundaki anlaşılmazlıklar ayrıntılı bir şekilde ilgili bakanlığa iletilmek suretiyle çözüm arayışına gidilecektir. Ayrıca bu kurumların katkılarıyla ülkemizde çok daha büyük ölçüde güvenli yapı üretme kapasitesi oluşacaktır.

Bu şekilde mesleki itibar ve ihtiyacın oluşması daha da artacağından, bu duruma ilgili herkesin katkı vermesiyle mümkün olacağını düşünmekteyim. Mesleğin ihtiyaçları doğrultusunda göstereceğiniz ilgi ve katkıya şimdiden teşekkür ediyor ve saygılarımı sunuyorum.

Ömer AKÇA
Jeoloji Mühendisi
Yenimahalle Belediyesi

 

Hakkında Alperen Tolga GÖZÜTOK

Tolgagztk
Kurucu Yönetici - Jeoloji Mühendisi

İlginizi Çekebilir

TÜRKİYE’DEKİ DİRİ FAYLAR

TÜRKİYE’DEKİ DİRİ FAY SİSTEMLERİ VE DEPREMSELLİK Sayın okuyucularımız Türkiye’deki diri faylar ve depremsellik konusu hakkında ...

Bir Cevap Yazın